OLMAK İSTEDİĞİMİZ KİŞİ MİYİZ??

Mutsuzluğun ve yenilginin en önemli sebebi, hayattaki amacımızı ve misyonumuzu bilmemektir.

Eğer insan hayattaki amacını bilmezse yol ayrımlarında karar veremez. Kılavuzsuz kalır. Hayatlarının amacını bulamayanlar ne yaparlarsa yapsınlar doyuma ulaşamazlar.

Her insan hayata başlarken hamdır; ama hiç kimse meyveler gibi bekleyerek olgunlaşmaz. İnsanın olgunlaşmak için çaba göstermesi gerekir. Zaman elbette deneyim kazandırır fakat tek başına zaman olgunlaşmaya yetmez. Yaşlanan ama hiç olgunlaşmayan insanlar vardır. Eğer kişi farkındalığını geliştirip emek vermezse yedisinde neyse yetmişinde de aynı kalır.

Hepimizin hayatı bir yere kadar rastlantılarla şekillenir. Ama hayatımızı sadece tesadüflere teslim etmek, fırsatların kaçtığını fark ettiğimizde, yenilgi duygusu yaşatabilir. Bu nedenle hayatı ciddiye alıp planlamak gerekir.

Maalesef bunu bize okulda öğretmiyorlar ve bu gerçeğin farkına varmamız da zaman alıyor. Hayatta ne yaparsak yapalım, önce olmak istediğimiz insanı tarif etmemiz, kendimizden nasıl bir ben çıkarmak istediğimiz üzerinde düşünmemiz gerekir.

Hayatımızı hem planlamak hem de değişen şartlara göre planımızı gözden geçirmemiz gerekir.

Henry Mintzberg, başarının sadece plan yaparak değil, değişen koşullarda oluşan tehdit ve fırsatlara doğru tepki vermekle elde edileceğini söyler. Başarı, bir stratejiyi uygularken ortaya çıkan “beklenmeyen“ durumları iyi yönetilmekle elde edilir.

Kişisel hayatımızda da kurumların hayatlarında da bu böyledir. İlk başta dikkate almadığımız, sonradan beliren beklenmedik durumlar karşısında sürekli yeni kararlar alarak devam ederiz yürümeye. Önceden planlanmış eylemlerle doğaçlama eylemlerin toplamı hayat yolumuzu çizer. Bu yol da bizi hayatımızın amacına götürür.

Strateji, sadece şirketlerin ne yapmayı planladıkları değil (deliberate); bununla beraber gerçekte ne yaptıklarıdır (emergent).

Birey olarak da şirket olarak da bu farkındalığa erişip hassas dengeyi yakaladığımız zaman, hayatın bize sunduğu fırsatları daha iyi değerlendirebiliriz.

Gerçekten de yönetim alanında biraz deneyimi olan herkes bilir ki hiçbir şirket yaptığı planları harfiyen uygulayarak başarılı olamaz. Bir şirketi başarıya götüren strateji sürekli yenilenen bir süreçtir.

Peki başarı mutluluk getirir mi?

Clayton Christensen, başarmak kadar başardıklarımızla mutlu olup olmayacağımızı sorgulamanın da önemli olduğunu söyler. Christensen’e göre başarılı olmanın tek başına mutluluk getirmeyeceği açıktır. Her başarılı insan mutlu insan değildir.

Bu sebeple hayattaki amacımızın peşinden koşarken aynı zamanda da bu amaca ulaştığımız takdirde mutlu olup olmayacağımızı da düşünmemiz gerekir.

Clayton Christensen hem başarılı hem mutlu olmak için bakış açımızı, yani bazı paradigmalarımızı değiştirmemizi öneriyor:

1. Amacımızı belirlerken önce bizim için nelerin değerli olduğunu saptamamız gerekir. Bu başlangıç noktasıdır. Değerlerimizi ve önceliklerimizi ne kadar iyi belirlersek aldığımız her karar, attığımız her adım bizi hayat amacımıza o kadar yaklaştırır.

2. Hayatta bazen doğru yolu bulmak yıllarımızı alabilir. Hem başaracağımız hem de günün sonunda elde ettiklerimizle mutlu olacağımız şeyleri bulmak hiç de kolay değildir. Başarı, seveceğimiz şeyleri bulana kadar denemekten vazgeçmemektir.

3. Gerek profesyonel gerekse özel hayatımızda hem başarılı hem de mutlu olmak için, işin en başından kesin hükümlere sahip olmamak, “hayat kapısını sonuna kadar açık tutmak” gerekir. Bunun aksini yapmak karşımıza çıkacak fırsatlara karşı zihnimizi de gönlümüzü de kapatır.

4. Öte yandan, “Alternatiflere açık olun.” demek kolay, hangi yolun seçileceğine karar vermek ise zordur. Çünkü hangi alternatifin doğru, hangisinin yanlış olduğunu anlamak zaman alabilir ve iş işten geçebilir. Böyle durumlarda en iyisi, söz konusu alternatiflerin, hangi varsayımların doğru çıkması halinde başarılı olunacağına tahmin etmeye çalışmaktır. Bunun aksi yani bütün varsayımların gerçekleşeceğine göre karar almaktır ki bu insanı hareket etmekten, uygulamaya geçmekten alıkoyar..

5. Başarılı ve mutlu olacağınız yolu bulmak yetmez; o yola baş koymamız, kişisel kaynaklarımızı da seferber etmemiz gerekir. Kaynaklarımızı tercih ettiğimiz yola seferber etmediğimiz takdirde ne kadar çok düşünmüş, ne kadar alternatif bulmuş olursak olalım, bunlar birer “niyetten” öteye geçemez. Oysa başarı ve mutluluğu getiren sadece niyetler değil, o niyetleri hayata geçirme irademizdir.

6. Her koşulda bir hedefe doğru ilerlerken ayrıntılara da özen göstermek, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak gerekir. Bir işte ortaya koyacağımız “kalite” bütün yorgunluklarına rağmen mutluluk getirir. Herhangi bir işi yaparken ortaya koyduğumuz tavır ve davranışlar kişiliğimizle ilgili önemli ipuçları verir. Bir işi nasıl yaptığımız karakterimizi yansıtır.

7. Hayatta sorun yaşamamak mümkün değildir. İnsan hayatı, küçük ya da büyük başarısızlıklarla doludur. Fakat yaşadığımız başarısızlıkların iyi tarafı, bunların bizi daha güçlü kıldığıdır. Karşılaştığımız engeller yeteneklerimizi biler; hiç farkında olmadığımız yeteneklerimizi keşfetmemizi sağlar. Zor bir patronla baş etmek, bir projede yenilgiye uğramak, karmaşık ilişkiler içinde var olmaya çalışmak bize hayat dersleri verir. Başarısız insanlar, genelde yeteneksiz oldukları için değil, hayat onları zorluklara hazırlamadığı için başarısız olurlar. Sorunlar ve zorluklar bu anlamda en değerli öğretmenlerdir.

8. Hedeflediklerimizi başardığımız takdirde nasıl bir insan olacağımızı hayal etmek önemlidir. Çalıştığımız iş, emek verdiğimiz ilişkiler bizi olmak istediğimiz insana doğru götürmüyorsa asla mutlu olamayız. Birçok başarılı insanın mutlu olmaması bundandır. Bu sebeple asıl önemli olan sadece hedefe varmak değil, vardığımız yerde kendimizle barışık olmaktır.

9. Kişiler ya da şirketler kaynaklarını nereye harcadıklarına göre değerlendirilirler. İstediğiniz kadar hayırsever olduğunuzu söyleyin, gerçekten hayırsever olup olmadığınız, kişisel beklentiniz olmadan hayır yapmaya ne kadar kaynak ayırdığınızla belli olur. Ailenize çok düşkün olduğunuzu söyleyebilirsiniz; ama gerçekten onları ne kadar sevdiğiniz onlara ne kadar kaliteli zaman ayırdığınızla anlaşılır. Bir marka çevreye ya da çalışanlarına çok değer verdiğini ilan edebilir; ama gerçekte ne yaptığı, ne söylediğinden daha önemlidir.

10. Birçoğumuz başarının ve başarıyla gelecek mutluluğun iyi bir iş bulmaktan geçtiğini sanırız. İyi bir iş elbette önemlidir ama esas önemlisi, “kendimizi başarmaya gönüllü olarak adayabileceğimiz” bir iş için emek vermektir. Hayatımızı yeteneklerimizin üzerine kurmak bize göreli avantaj sağlar. Bu hepimiz için en mantıklı seçimdir. Fakat sadece yeteneklerimiz üzerine kuracağımız bir hayat bizi mutlu etmeyebilir. Son derece üstün yetenekleri olan bir sanatçının aklı, başka bir işi yapmakta olabilir. Ya da çok başarılı bir mühendisin gerçekte yapmak istediği bir tiyatro sanatçısı olmaktır. Yeteneklerimiz üzerine bir hayat inşa etmek bizi başarılı kılabilir ama mutlu olmamızı garanti etmez. Mutluluk tutkumuzu keşfedip onun peşinden koşmakla elde edilir.

Hiçbir insan kendi kutup yıldızını bulmadan kendini gerçekleştiremez…

16.03.2018

KARDELEN İSTER

Reklamlar

DOSTLUK

Gerçek dostluk diye başlayacaktım yazıya aslında ama düşündüm de gerçek dostluk demek;herkese dost diyenler içindir..Dost dediğin tek anlam içerir zaten oda açık ve gerçektir…O yüzden gerçek dost demeye gerek yoktur…Çok farklı şeyler birbirinden.Gerçek dostluğa önem veriyorsan herkese dostum deme ve o kavramın içini boşaltma…

Hayat bazen insana o kadar ağır geliyor ki ne yapacağını bilemez hale getiriyor kişiyi.Eminim herkes yaşamıştır bu durumu.Kendimizle çeliştiğimiz zamanlar geldi hiç yok yere boşu boşuna efkarlandığımız günler oldu.İşte o anda yanınızda olmasını istediğiniz kişilerdir dostlarımız.

Hayatın bize sunduğu en büyük süprizdir bence Dost..Çünkü böyle tam dibe vurduğun anlarda artık herşey bitti dediğin anda uzatır sana elini.Alır ve çeker seni her şeyin herkesin arasından.Bu dostluklarda yeni tanıdığın çok daha kıymetlidir sanırım.Bilindik varoluşları önemlidir elbette ama yıllar ilerledikçe insan olgunlaştıkça o zaman gerçekten seçici davranıyor. Büyüdükçe daha çok düşünmeye, öğrendikçe daha özenli seçmeye başlar insan yakınındakileri. Ne çocuk acemiliği kalmıştır artık,ne gençliğin körpe heyecanı.Artık kazanmış olur insan gerçek dostluğun anlamını, manasını..İşte bu yüzden diyorum yerleri daha özeldir hayatımızda.

Kimileri öylesine umutsuzluğa kapılır ki dostluğa olan inancını kaybeder gerçekte dostluğun olup olmadığını sorgular duruma gelir. Umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor çünkü hiç tahmin etmediğiniz bir anda karşınıza çıkıyor ve sizin o zor günlerinizde yüzünüzü güldürebiliyor ki zaten öyle de oluyor.

Genellemek istemiyorum ama hayatımızın olmazsa olmazı.. Yaşadığımız yüzyılda sahip olduğumuz en büyük lükstür dostluk. Çok zor bulunuyor,aramakla da bulunmuyor o gelip o zor anınızda sizi buluyor bunu öğrendim.Ama gerçekten o samimiyeti hissettiğinizde onu kaybetmekten korkmalısınız.Yada düşündüm de korkmamalısınız yaa.Dost bu ya kaybetme korkusu onda son bulmalı. Ağzımıza her geleni de söylesek, moralini de bozsak demediğimizi bırakmasak bile dost bu umurunda değildir ki ?Zaten gerçek dostlar birbirlerini hiçbir zaman gerçekten kıramazlar.Karakterlerine bağlı olarak çok kötü sözler de söyleseler o sözlerin hiçbirini içten söylememişlerdir.O kadar laf söyler bi sırıtır sende sırıtırsın olay orda biter işte..İyi bilirler dostlar bunları… Kaybetme korkusu olmaz ama değerlerini çok iyi bilmek gerekir.

Yani böyle her iyi anlaştığın her iyi vakit geçirip beraber gülüp eğlendiğin dostun değildir.Arkadaşın olabilir yada yakın arkadaş denebilir ama dost diyorsan eğer o senin en berbat halini de bilip kabullenebilen kişidir. Bir insanı böyle her haliyle en iyi gününde olduğu gibi en kötü anında da kabul etmek herkesin yapabileceği bir şey değildir.Herkes yapamadığından dostlukların sayısı az, özü fazladır…Denmemeli işte benim 3-5 dostum var diye. Bu yanılgıya düşmemeli insan. Hepsi işte “ sanal “ insanları “ reel “gördüğümüz geçici körlüğümüzdür.Bu Dost sıfatını öyle olmadık insana/insanlara yakıştırıp sonra kendimizi de değerli sanabiliyoruz bazen.Ne kadar dost dersen de laftan öteye geçmiyor(muş). Sadece ortak yaşantıların bir araya getirdiği insanlar olarak zamanın gerektirdiklerini yaşıyoruz.O hani beraber dökülen gözyaşları, birlikte yapılan salaklıklar herşey işte herşey bir cümle ile çıkıverir hayatınızdan işte o zaman geride sadece mide bulantısı bırakır.

O zaman ney yapıyormuşuz her önümüze gelene, her güzel vakit geçirdiğimiz bişeyler paylaştığımız,en çok vakit geçirdiğimiz kişilere hemen “ dost “ sıfatını yakıştırıp o bu saf kavramı kirletmiyormuşuz.

Hani denebilir dost olmak yıllar sürer diye ama hiçte öyle değilmiş.Gerçek dost samimiyetine o anda inandığın o denli de güvendiğin kişiyi karşında görmekmiş.O en zor anında onun varlığını her zaman yanında hissetmekmiş.Çevrendeki herkese geçirdiğin süreyle orantılı olarak yakınlaşırsın ya dost böyle değil işte, farklı çok farklı bişey…Belki tanışmanın üzerinden 1 hafta geçer ama yılların arkadaşlığını samimiyetini yaşayabilirsin o kişiyle. İnsana tüm yaşanan yalan arkadaşlıkları,çıkara dayalı dostlukları bir anda silip attırabiliyor. İşte maneviyattır böyle dostluk zamana bağlı değildir ki.Maddeden vazgeçmek de bu olsa gerek.Nasıl oluyor bilmiyorum ama kendine güvendiğinden çok güvenebiliyorsun o dost yerine koyduğun kişiye. Kendinden bile şüphe ettiğinde ondan edemiyorsun bu böyledir yani…

Şimdi yazsan yazılmaz anlatsan anlatılmaz.Dost öyle bişey ki umutsuz bir vakaya dönüşeceğimiz anda bizi gece gece güldürmeyi başarabiliyor. Kan bağınız olmadığı halde kardeşiniz yerine koyabiliyorsunuz.Bazen kardeşinizden yakın bile olabiliyor bu dost kişisi.Niye diyecek olursanız kardeş zorunlu kardeşlik ama dost seçilmiş kardeş oluyor.İnsan gerçekten o kadar masumane bir sevgi ile seviyor ki dostunu kimseyle paylaşası gelmiyor…

O dost ki işte gülmeyi unuttuğumuz anda bize gülmeyi tekrar hatırlatabiliyor.Şu dünyada bir insanın herşeyidir dostları. Saçmaladığımız zamanda sıkılmadan dinleyebiliyor gerçekten böyle 100 kere anlatsan birdaha ki anlatmanda tavana bakmaz eminim.Ne kadar saçmalarsan saçmala işte sabırla dinliyor ve öğüt verebiliyor.Diyecek sözü kalmadı mı ağlıyor be abi seninle birlikte ağlayabiliyor…Daha ne olsun da ? İşte benim canım yandığında gerçekten onun da canı yanıyor, hissettiğim acıyı benim kadar belki benden daha fazla yüreğinde hissedebiliyor…Aynı şekilde ben mutlu olduğumda benim başarılarıma benden çok mutlu olabiliyor…Oysa bir başkasının sevincine, başarılı olmasından doğan mutluluğuna kıskanmadan ortak olmak her babayiğidin harcı değildir. Dost ya hani bu git dersiniz gitmez, ittiğinde sarılır insana.Herkesten kaçmak istediğinizde sizi hiç bırakmaz ki hayır diyemezsiniz dostlarınıza.Bunların hepsini içten ve menfaat beklemeksizin sevgiyle yaparlar.

Hani karşında işte konuşurken birşeyler anlatma gayreti içine girmene de gerek kalmıyor çünkü gözlerinden anlayabiliyor.Ses tonundan ne demek istediğini ne halde olduğunu o kadar iyi anlıyor, beni en az benim kadar düşünebiliyor !Garip gibi geliyor ama öyle be valla düşünüyor. Canın sıkkın moralin bozuk olur ya hani herkes sorar “ Nasılsın ? “ diye.. “ İyiyim yok bişeyim “ der az bi tebessüm edersin geçer gider.Ama dost öyle değil abi.. Nasılsın dan önce gördüğü anda ( görmese bile hissedebiliyor ) “ İyi misin ? “sorusunu yöneltiyor. “ İyiyim gerçekten iyiyim “ diyip kahkahalar bile atsan biliyor içini iyi olmadığını biliyor ya anlıyor…

Sadece iyi gününde yanında mutluluğunu paylaştığın insanlar gibi değiller işte.Asıl için kan ağlarken yanında olup tüm derdini,tasanı paylaşır,acını gerçekten hissedebilir. Öylesine bir güven vardır ki dostluğunda temelidir.Bu güven ufacık da olsa kırılsa, dostluk tehlikeye girer,hiçbir şey eskisi olmaz dostlukta…

Sizi böyle sadece işi düştüğünde aramıyor/mesaj atmıyor çünkü ne çıkarı var nede altında yatan başka bir sebep…Sırf merak ettiği için sesinizi duymak istediği için yada bir mesajınızla iyi olup olmadığınızı kontrol etmek için hepsi..Çok saçma bir konu hakkında yersiz bir yerde mesaj atabiliyor mesela sırf acaba nasıl diye merak ederek…

Dost ya hani bu ama her zaman yanınızda olmayabiliyor.Belki haftada bir belki ayda bir görüşüyor olabilirsiniz.Her gün konuşup görüşmeseniz de varlıklarının huzur ve mutluluk veriyor ve her zaman var olacaklarını biliyorsunuz. Arkadaşlarınız gibi belki dostunuzla gülüp eğlenemiyorsunuz, arkadaşlarınızla geçirdiğiniz zamanın binde birini bile geçirseniz dostunuzla yinede hiçbir sorun yoktur.Yanınızda işte olmasa bile hissettirebiliyor size her zaman yanında olduğunu.

Velhasıl kelam her insana nasip olmayacak hazinelerdendir.Her insanın hayatında en azından bir yahut iki tane olmasını dilediğimdir. Çok olmasına lüzum yok,zaten olamaz da.

Şu zamana kadar yazmış olduğum bunca zırva ve gereksiz şeyden sonra, onlar için bir şeyler yazmam gerektiğini fark etmemle bu yazıyı yazmam bir oldu.Tarifi imkansız bişey işte yazdıkça yazdırıyor, yazdırdıkça ağlatıyor…Dost bu işte oturup bunları yazdırabiliyor insana…

31.01.2018

KARDELEN SULTAN İSTER…

ZAMANIM

Çok mu çabuk büyüdüm ben anne? ( Neydi ki acelem?)

Eskiden zaman başka başka akıyor olmalı. Yoksa 5 yaş doğum günüm neden 20’lerime denk gelsin ki? (Benim zamanımın benden hızlı geçmesinin bir açıklaması olmalı. Küstürmüş olmalıyım.)

Küstün mü sahi bana?

Erkenden okudum diye mi oldu bu? Ne vardı da erkenden okudum? Bilmiyordum ki ömrümün okumakla geçeceğini. Yazılanları, yazılmayanları, edilmişleri, edilmemişleri…

Keşke 1 le 1 in 2 ettiğini çok sonra bilseydim. Sorsalar 1 deseydim. “1 le 1’i toplarsanız 1 eder” diye inat etseydim. Başımı okşayıp gülselerdi bana… ( Sahi 1’le 1, 1 etmez mi?)

Şımarmama bile izin vermedin ki zaman. Yaramazlık değil ha! Kuralsızlık, düzensizlik hiç değil. Sürahinin dibinde kalmış limonatanın arsızlığı gibi… baba omzunda dönüş için komşuya gitmeyi beklemek gibi… ( Ah anne! Yutmayıp, ağzımda biriktirdiğim tüm lokmaların sebebi geliyor aklıma. Yemeği sevmediğimden sanırdın. Ama hepsi yedirirken uydurduğun masallarının bitmesini istemediğimdendi…)

Büyüdüm işte zaman! Aldın yıllarımı benden. Bari şimdi az… biraz daha az…. azıcıktan da az aksan olmaz mı?

Artık okumasam. Doya doya dinlesem. Sussam mesela. Sustum diye duvarlar küsmese… Susmamın anlamı olduğu bilinse. Anlamı yerini bulunca sevinsem. Çok sevinsem.

Sayıları koysam yan yana… Saymasam. Toplamasam mesela! 1 le 1 i topladığımda yine 1 etse. Kimse gülmese. Sayıların matematiğinden değil “BİR” olmaktan bahsetsem. Bir olmayı öğrensem… derken 8’i devirip sonsuz yapsam…

Azıcıktan da az yavaş aksan ya zaman! Şımarmayı öğrensem. Kuralsızlığı düzensizliği değil hani! “Acaba sever mi?” diye düşünmeyi bırakıp “Ben yaptım. Belki sever” gibi… Dinlediğim şarkıyı, sevdiğim meyveyi, yzdığım şiirleri… Ağzımda saklamasam lokmalarımı, cümlelerimi…(Oysa dökülseler leke de bırakmaz hani!)

Ah zaman! Azdan az… azıcıktan da az yavaş aksan ne olur? Haziran olma mesela. Temmuz da olma. Olacaksan Mayıs’ın 34’ü ol.

İzin ver! Çok geç olmadan. Çok geç kalmadan şımarmayı öğreneyim…

22.01.2018

KARDELEN SULTAN İSTER

FİKİRLERİMİN ÖZGÜR SAVUNMASI

Doğru ya da yanlış,insanlar hakkında söylenenler,onların yaşamlarında ve özellikle kaderleri üzerinde yaptıkları işler kadar önemli bir etkiye sahiptir… İnsan üzerinde hep bir yük oluşturan ve suça meylettiren bir ten taşır ve ona boyun eğer…İnsan onu gözlemeli,bastırmalı,durdurmalı, ancak son raddede ona boyun eğmelidir… Bu itaat halinde günah işlenebilse de, bu büyük bir günah sayılmaz… Bu bir düşüştür,ama dizlerin üzerine düşme duayla telafi edilebilir.Bir adam acı çekiyorsa,en büyük merhamet onun yarasına dokunmamak değil midir? Bir ermiş olmak istisnadır,dürüst bir insan olmak kuraldır… Yanılın, gücünüzü kaybedin, günah işleyin, ama dürüst olun.Mümkün olduğunca az günah işlemek insanın yasasıdır… Hiç günah işlememek meleğin düşüdür.Dünyevi olan her şey günaha boyun eğer… Günah yerçekimine benzer.İnsanın öldürdüğünü Tanrı yeniden canlandırır, kardeşlerin kovduğunu baba yeniden bulur… Acıyı unutuşla silmeyi denemez,tersine onu umut aracılığıyla büyüterek itibarlı kılmaya çalışırdı,bir çukura bakan acıyı yıldıza bakan acıyı göstererek dönüştürmeye çalışırdı… Din adamları size her şeye Kadir Rabbim diye,Makkabiler size Yaradan diye,Efesli havariler size Özgürlük diye,Baruch Spinoza size Sonsuz Büyüklük diye,Mezamirler size Bilgelik ve Gerçeklik diye,Jean size Işık diye,Krallar size Tanrı diye,İsrailoğulları size Koruyucu,Levili Kutsallık,İlahi Adalet diye,kullarınız size Tanrı diye hitap ediyor ama Hz. Süleyman size Merhamet diyor,işte isimlerin en güzeli… Sizden barınacak bir yer isteyene ismini sormayın. Barınacak bir yer isteyen özellikle ismini telaffuz etmekten utanır.Ama yükselenlerde hoşumuza giden şeyler,yıldızı sönenlerde o kadar hoşumuza gitmiyor.Altın bulmaya çalışan insanlar vardır o,merhamet bulmaya çalışıyordu.Ezilmiş insanlar arkalarına bakmazlar.Kötü kaderin kendilerini izlediğini iyi bilirler.Erdemli kalmak isteyen ellerine acımamalıdır… Emanet etmek,bazen terk etmektir.Fazla doğaçlama zihni ahmakça boşaltır.Büyük kederler sefilleri dönüştüren ilahi ve korkunç bir ışıktır.Tayfa için gelgit neyse, suçlu için vicdan azabı odur.Tanrı ruhu okyanus gibi kabartır… Çünkü olağanüstü bir etki bırakanlar her zaman için kalabalıktan birinin kendilerine hizmet edeceğinden emindirler.Ne mutlu ki Tanrı ruhları nerede bulacağını biliyor… Arkasında kendi siluetini taşıyan bir karanlık bırakmak,bir insan için felakettir…Bir zaferden sonra ani bir kalkınmaya sadece barbar topluluklarda rastlanır.Bulanık bir bilinç parçalanmış bir hayatı beraberinde getirir.zira bazı çirkinlikler varlık nedenlerini sonsuz güzelliğin derinliklerinde bulurlar.Acı çekilen cehennemden daha dehşet verici olan,içinde can sıkıntısı çekilen cehennemdir… İyi düşüncelerinde kötü düşünceler gibi içinde kaybolduğumu dolambaçları vardır.Her kaçış hiçbir iz bırakmadan gerçekleştirilmelidir.Bazı şeylerin unutulması, yeni şeylerin öğrenilmesi koşuluyla gereklidir.Geçmişin taklitleri sahte isimler kendilerini gelecek olarak adlandırıyorlar.Zevk almak,ne hüzünlü bir amaç,ne zayıf bir tutkudur! Hayvan zevk alır.Düşünmek ruhun gerçek zaferidir.Diz çökeni selamlıyoruz.İnanç,insan için gereklidir.Hiçbir şeye inanmayanın vay haline!Karanlığı düşünmek ciddi bir iştir.Kaçmak iyileşmektir.İyileşmek için nelere katlanılmaz? İnsanları görmemek onların çok mükemmel olduklarının varsayılmasına neden olur… Seven ve acı çeken ruh yüceliğin doruk noktasındadır…Çünkü safiyetle yükselen güzelliği tasvir etmek imkânsızdır ve hiçbir şey, farkında olmadan elinde cennetin anahtarını taşıyan göz kamaştırıcı masumiyet kadar mükemmel değildir…Çocuklar nasıl bıçakla oynayıp kendilerini yaralarlarsa,kadınlar da güzellikleriyle oynayarak kendilerini yaralarlar…Zaten aydınlık demek illa ki sevinç anlamına gelmez.Aydınlıkta da acı çekilir; ateşin fazlası yakar…Alev kanadın düşmanıdır… Uçmaya ara vermeden yanmak dâhinin mucizesidir…Yarını reddetmenin tek yolu ölmektir…İnsana özgü hastalıklar insanlığı öldürmez…Aşkın orta yolu yoktur;ya mahvolur,ya kurtulur… 12.01.2018 KARDELEN SULTAN İSTER

SON BAKIŞ

Her yaş kendine güzeldir derler ya… 19 önemlidir insan hayatında keskin bir dönüş noktasıdır…

Neden mi?

18 kapı eşiğidir. Tam bu noktada kapıyı açıp eşikte durmuşsunuzdur.

Arkanızda çocukluğunuz ve gençliğiniz, önünüzdeyse yetişkinlik vardır. Hiç bir döneme ait değilsinizdir aslında bi yanınız hep bi adım geri gitmek ister o sorumsuz döneme, annenizin her hatanızda “gençlik işte biz de az değildik hani” dediği döneme… Oysa siz ileri gidersiniz doğanın kaçınılmaz kanunu olarak. Ve büyürsünüz. 18 yaş hayatın en hızlı geçen dönemidir. Daha siz büyüdüm işte diye böbürlenemeden geçip gider.

“Ben 18 olunca…” diye

başlayan hayalleriniz için çok dar bir zamandır.

Ve 19 olursunuz.

Arkanızdaki kapı kapanmıştır artık. Geriye dönüp bakamazsınız. Sadece yetişkinsinizdir.

Peki neler değişir? çok şey… Kamuoyunda bir bireysinizdir artık, yöneticilerin gözünde bir oy, trafikte bir sürücü…

Anneniz yaptığınız şeylerin suçunu üstlenemez artık, polislerin gözünde ceza ehliyeti olan birisinizdir. Bankalarda hanım veya bey olmuşunuzdur.

Ne var ki küçükken söylenen küçükbey kadar masum değildir bu hitap şekli, can sıkıcıdır. büyüdüğünüz gerçeğini yüzünüze tatsız bi şekilde vururlar.

Eğer biri size “…bey” diyorsa bilin ki artık kafanıza göre saçma sapan hareket edemezsiniz.

Oysa hayatın en büyük zevklerindendir hesabını vermek zorunda olmadığınız davranışlarda bulunmak.19 yaşındaysanız bu özgürlükten vazgeçersiniz…

Yani kısacası büyüme, daha da garibi bunu kabullenme dönemidir 19.

Peki ya iyi tarafları? Onlar da azımsanamayacak sayıdadır aslında. Bu yaşa kadar biriktirdiklerinizi birilerine anlatma zamanıdır artık.

Çünkü insanlar sizi birey olarak dinlemeye başlarlar. Birey demişken bir “veli”den bağımsızsınızdır artık. İstediğiniz bara girebilir arzu ettiğiniz etkinliğe katılabilirsiniz. Yasaklar dünyası da daralır birden “yapılmaması” gerekenler listesi azalır dahası yapabilecekleriniz daha tehlikeli yani eğlenceli hale gelir.Hayat bisikletiniz 4 tekerli değildir artık.Arkadaki destekleri atıp dengenizi sağlamaya çalışırsınız. dahası daha hızlı yol almaya başlarsınız.

19 yaşından sonra yıllar daha hızlı geçmeye başlar ve hızınızdan olsa gerek rüzgar daha sert gelir insana,hayatın zorlukları
ağırlaşır.

Ama onları yendikçe zaferleri de büyür. Evet zaferleriniz daha büyüktür artık hatta bazen dünyayı oynatacak kadar büyük.

Bunun tadına bir kez vardınız mı artık arkanızdaki kapı aklınıza bile gelmez tabi tökezleyip düşmediğiniz taktirde… böyle zamanlarda ağlıyarak annenize koşmak isterseniz ama her seferinde vaz geçersiniz bu düşüncenizden. onun yerine kendiniz kalkarsınız düştüğünüz yerden her seferinde yeni bir şeyler öğrenmiş olarak.hayatta hiçbir öğüt tecrübe kadar haz vermez insana ve tecrübe 19 yaş sonrası nimetlerindendir…

Ve sen ey 19 yaşına giren insan koş ve o kapı kapanmadan son bi kez bak çocukluğunun masumiyetine gençliğinin heyecanına… sonra bırak kapansın kapı ve sen yüzünü aydınlık geleceğe dön omuzlarında yetişkinliğin getirdiği sorumluluğu hissederek… içindeki o garip heyecanla bekle herşeye gebe yarınları…

05.12.2017

KARDELEN SULTAN İSTER

AFFETMEK

Asil,erdemli insanların en büyük intikamıdır…Affetmek…

Maruz kaldığın olaylardan dolayı nefret mi doluyor kalbine?

O halde affet…

Zira nefret tohumları saçılsın istemiyorsan hayatına,affetmektir bunun en keskin çözümü…

Affettiğinde kendini daha bir özgür hissedeceksin…Çünkü nefretin pençelerinden kurtulmuş olacak ruhun…Gönlün kapkara,zifiri bir kinin esaretine girmekten sıyrılmış olacak..

Affetmek ise bir çırpıda olmasa da zamanla güzelleştirir hayatı…

Affetmek için hazırlamalı insan evvala kendisini…

Ruhsal ve zihinsel açıdan kendini hazır bir hale getirmek gerekir…Çünkü;

Affetmek ne pek kolay ne de çok zor olan bir seçimdir… İsteyerek affetmelisin,zorla olmaz affetmek…

Affetmek bir güzelliktir ve hiç bir güzellik zorla olmaz…

KOŞULSUZ AFFEDİN…

Affetmek omuzlardan bir yük indirmektir…Hafiflersin,özgürleştirir düşüncelerini yerli yersiz üzüntülerden…

Affetmenin kolay olduğunu iddia etmiyorum..Zor bir eylemdir affetmek.Ve bilmen gerekir ki zor işleri ancak güçlü insanlar başarabilir…Özgürleşmek için gereklidir…

Affetmek daha bir güçlendirir kişiyi…

AFFET Kİ AFFEDİLSİN…

Zira affedeni affetmeyi seven bir TANRI var…

16.11.2017

KARDELEN SULTAN İSTER….